İkinci dünya savaşından galip ve
güçlü bir şekilde çıkan Amerika zamanla hegemonik devlet pozisyonuna gelmiştir.
Bu pozisyona gelirken özellikle 1960ların sonu ve 1970lerden itibaren neo-liberalizmi
savunmuş ve neo-liberalizmi tüm dünyaya empoze etmeye çalışmıştır. Bu durumun
en önemli örneği Washigton Konsensusudur. Bu uzlaşıda Amerika neo-liberal politikaları
başta Latin Amerika ülkeleri olmak üzere tüm dünyaya dayatmıştır. Amerika’nın
bu şekilde bir yol izlemesinin tek nedeni dünya üzerindeki hegemonik devlet statüsünü
sürdürmek istemesidir. Günümüzde ise Trump’nda başkan seçilmesiyle birlikte
Amerika koruyucu ekonomik politikalara dönmüştür. Amerika çelik ve alüminyuma
ek gümrük vergileri getirmiş ve Çin ile olan ticaret ilişkilerinde aynı şekilde
korumacı politikalar izlemeye başlamıştır. Tüm dünyaya neo-liberal politikalar
ile birlikte serbest ticareti dayatan Amerika’nın korumacı politikalara
dönmesinin nedeni zamanında savunduğu bu politikaların kendi ekonomisine ciddi
zararlar vermesi ve hegemonik devlet statüsünü kaybetme korkusudur. Serbest
ticaretle birlikte Çin başta olmak üzere Asya ülkeleri hızla gelişmiştir.
Uluslararası ekonomik sistemde çok önemli bir güç haline gelen Çin’den
çekinmeye başlayan Amerika neo-liberal ekonomik politikaları terk etmeye
başlayacak gibi duruyor. Amerika bu sistemden vazgeçerken tabi ki de sadece tek
başına ben bu sistemden vazgeçiyorum demeyecektir. Neo-liberal ekonomiyi
savunduğunda bunu dünyaya empoze etmeye çalıştığı zaman gibi şimdi de korumacı
politikaları savunduğu için dünyadaki diğer ülkelere de korumacı ekonomi
politikalara dönülmesi gerektiğini dayatacaktır. Bu konuda başarılı olması ise
olasıdır çünkü İngiltere’nin Brexit süreci diğer Avrupa ülkelerinde ise
korumacı politikaları uygulamaya yatkın sağ görüşteki partilerin güçlenmesi bu
durumu olası halen getiren nedenlerdir. Ancak günümüz ekonomik yapısına küresel
bir neo-liberalizmin hâkim olduğunu düşündüğümüz zaman Amerika’nın bu tavrının
ticaret savaşları ile birlikte yeni bir küresel ekonomik krize yol açacağını
öngörmek zor değil.
19 Mart 2018 Pazartesi
7 Ocak 2018 Pazar
Merkez Bankasının Bağımsızlığı ve Enflasyon
Ülkelerin egemenliklerinin simgesi olan para basımından ve para
politikasını yürütmekten sorumlu kurumlar olan merkez bankaları, 17. yüzyıldan
itibaren varlıklarını sürdürmektedir. Kuruluşlarından günümüze kadar merkez
bankalarının hedefleri, amaçları ve işlevleri büyük değişime uğramıştır.
Günümüzde ise dünyadaki merkez bankalarının en önemli hedefi fiyat istikrarını
sağlamaktır. Fiyat istikrarı fiyatların hiç değişmemesi demek değildir. Fiyat
istikrarı genel fiyat seviyesindeki uzun süre artışın yani enflasyon veya uzun
süreli düşüşlerin yani deflasyonun önüne geçmektir. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının
da en temel hedefi budur. Ancak 2017 enflasyon oranlarının çift hanelere (11,92)
çıkması ve gelişmekte olan ekonomiler içerisinde en yüksek enflasyon oranına
sahip olan ülke olmamız(ikinci sırada Meksika 5.9) yani dünyadaki birçok ülke 2017de enflasyonu düzeltirken
bizim düzeltmememiz Merkez Bankasının bu temel hedeften çok uzaklaştığını
gösteriyor. Merkez Bankasının bu hedeften uzaklaşmasının en önemli nedeni
bağımsızlığını kaybetmek üzere olmasıdır. Hükümetler siyasi emellerinden dolayı
ekonomik hedeflerinde sapma yollarına girebilirler ancak merkez bankası
hükümetlerin bu sapmalarına karşı akılcı kararlar alarak ekonomiyi dengede
tutmalıdır. Ülkemizde 2017de hükümet yüksek büyüme hedefini amaçlamaktadır
çünkü bu durum siyasi olarak hükümetin elini güçlendirecektir. Ülke
ekonomisinin büyümesi önemlidir ancak bu büyümenin sürdürülebilir olması çok
daha önemlidir sürdürülebilir bir büyüme de ancak fiyat istikrarının sağlanması
ve sürdürülmesi yolu ile mümkündür. Fiyat istikrarının sağlanmadığı sadece günü
kurtaran bu büyümenin halkın satın alma gücüne hiçbir etkisi yoktur. Merkez
bankası araç bağımsızlığını yani para politikası araçlarını ve yöntemlerini hükümetin
ve hiçbir otoritenin baskısı altından kalmadan yürütmelidir. Ancak 2017 yılında
gördük ki Merkez Bankası fiyat istikrarı hedefini bırakmış ve yüksek büyüme
amacında olan siyasal otoritenin tercihlerine göre hareket etmiştir. Sağlıklı
bir ekonomi için siyasi otoritenin merkez bankasının politikalarına karışmaması
merkez bankasının da kendi amaç ve hedeflerinin dışına çıkmaması gerekiyor.
19 Temmuz 2017 Çarşamba
4. Sanayi Devrimi( Endüstri 4.0)
Büyük bir değişimin daha doğrusu devrime şahit olduğumuz şu günlerde ne
yazık ki birçoğumuz bu durumun farkında değilken birçoğumuz da önemsemiyor. Çağımızın
bu yeni vizyonu endüstri 4.0 yani diğer bir deyişle 4. Sanayi Devrimi. Endüstri
4.0’a gelmeden önce diğer 3 sanayi devrimine bakalım.
1.Endüstriyel Devrim
Su ve buhar enerjili mekanik üretim sistemlerinin devreye girmesi ve ilk
endüstriyel dokuma tezgâhı.(1784)
2.Endüstriyel Devrim
İş bölümüne dayalı elektrik enerjili kitlesel üretimin devreye girişi ve
ilk üretim hattı Mezbahaları (1870)
3.Endüstriyel Devrim
İmalatın otomasyonu ileri safhalara taşımayı başaran elektronik ve bilgi
teknolojilerinin devreye girmesi ve ilk programlanabilir denetleyici(PLC),
Modicon 084 (1969)
İşte diğer 3 Sanayi Devrimi bu şekilde gerçekleşti ve sonuncusu yani şuanda
hepimizin şahit olduğu 4.Sanayi Devrimine gelelim.
4.Endüstriyel Devrim
Siber fiziksel sistemlere dayalı üretimin devreye girmesi(Yani bana göre
kısaca robotlaşma diyebiliriz.)
Sanayi devrimlerinin gelişim haritası işte bu şekilde oldu. Bizi
ilgilendiren 4. Sanayi Devrimi ise halen bir vizyon ve uzmanlar gelecek 20 yıl
içerisinde gerçekleşeceğine inanıyor. Endüstri 4.0 siber-fiziksel mantığına
dayanır. Yani birbirleriyle iletişim kuran ve sonuçta kendini yenileyebilen bir
üretim sistemi devreye girecek. Bir bakıma artık üretimi akıllı fabrikalar
yapacak bu akıllı fabrikalardaki bütün aletler birbirleriyle iletişim
kurabilecek ve sorunları bile insana ihtiyaç duymadan bu makineler veya
robotlar çözebilecek. Bu demek oluyor ki dünya tarihinde işçi gücüne en az
ihtiyaç duyulan günler çok yakında. Bu devrimden sonra verimlilik ve esneklik
artarken maliyetler ise düşecek. Esneklik konusuna ayrı bir parantez açacak
olursak araba üreten fabrika bir anda gelen siparişlere göre bilgisayar üreten
bir fabrikaya dönüşebilecek. Ayrıca kişiye özel ürünlerin yapılması da
kolaylaşacak. Yani sizin istediğiniz renk ve desenlere sahip araba üretilecek.
Endüstri 4.0 konusunda bu örneklere benzer daha birçok çok örnek var. Dünya artık bu
devrim sürecine girdi ve dünyadaki birçok ülke bu sürece çok önem vererek hızlı
bir şekilde ilerliyor. Alman hükümetinin sırf bu konuların araştırılması için
200 milyon Euro yatırım yaptığı söyleniyor. Türkiye ise diğer endüstri
devrimlerinin hep çok gerisinde kaldı ve bir türlü yetişemedi ama bu yeni
endüstri devrimin başlaması bizim için bir fırsat acilen bu endüstri devrimini
nasıl yakalarız diye planlama yapıp bir şekilde çok gerisinde kalmadan bu
endüstri devriminin içerisinde kendimize yer edinerek rekabet gücümüzü
artırmalıyız. Eğer bu endüstri devrimini de çok gerilerden izlersek bu sefer
bize maliyeti çok büyük olur ve bir sonun başlangıcı bile olabilir. Umarım bir
an önce ülke olarak içinde bulunduğumuz bu devrimin farkına varıp peşinden
koşmaya başlarız. Bundan önce nasıl ki interneti önümüze koydular biz ise bir
anda kullanmaya başladık inşallah bu endüstri devrimi de bizim sadece önümüze
tüketmemiz için koyulan kendi üretkenliğimizin olmadığı bir süreç olmaz.
22 Nisan 2017 Cumartesi
İthal Kuru Fasulye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


